Savaşların Savaşı: 1. Dünya Savaşı’nın Başlangıcından Modern Dünyanın İnşasına Uzanan Devasa Jeopolitik Macera
İnsanlık tarihi, rotayı tamamen değiştiren ve eski dünyaya ait ne varsa yıkıp yerine yepyeni bir küresel düzen inşa eden büyük kırılma noktalarıyla doludur. Ancak bu kırılma noktalarının hiçbiri, modern çağın şafağında yaşanan ve “Savaşların Savaşı” olarak adlandırılan 1. Dünya Savaşı kadar derin, yıkıcı ve kalıcı izler bırakmamıştır. 1914 yılında Avrupa’nın kalbinde patlayan bir tabanca kurşunuyla tetiklenen bu devasa yangın, sadece dört yıl içinde milyonlarca insanın hayatını karartmakla kalmadı; yüzyıllardır ayakta duran devasa imparatorlukları haritadan sildi, sınırları cetvellerle yeniden çizdi, sömürgeciliğin çehresini değiştirdi ve ekonomiden sosyo-kültürel yapıya kadar insan medeniyetini kökten dönüştürdü. Savaş bittiğinde ortaya çıkan yeni dünya düzeni, beraberinde getirdiği ağır anlaşmalar ve bitmeyen hesaplaşmalarla aslında yirmi yıl sonra patlayacak olan daha büyük bir küresel felaketin, yani 2. Dünya Savaşı’nın da fitilini ateşlemiş oldu. Bu en ince ayrıntısına kadar planlanmış, tarihsel anekdotlar, askeri stratejiler ve sosyo-ekonomik analizlerle örülmüş devasa rehberimizde; insanlığın kendi elleriyle yarattığı bu büyük kıyametin başından sonuna kadar tüm anatomisini masaya yatırıyoruz.
1. Kıvılcımın Arkasındaki Devasa Barut Fıçısı: Savaşın Derin ve Görünür Sebepleri
- Dünya Savaşı’nın tarih kitaplarında genellikle 28 Haziran 1914’te Saraybosna’da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahtı Arşidük Franz Ferdinand’ın, Gavrilo Princip adında Sırp bir milliyetçi tarafından suikasta uğramasıyla başladığı yazılır. Ancak bu suikast, aslında Avrupa’nın on yıllardır kendi elleriyle doldurduğu devasa bir barut fıçısına atılan küçük bir kıvılcımdan ibaretti. Savaşın arkasında, Sanayi Devrimi’nden bu yana biriken makroekonomik ve jeopolitik gerilimler yatıyordu.
Bu gerilimlerin en birincil motoru emperyalizm (sömürgecilik yarışı) ve hammadde arayışıydı. İngiltere ve Fransa, dünyanın en zengin sömürge topraklarını çoktan aralarında paylaşmış ve küresel deniz ticaret yollarını kontrol altına almıştı. Sanayileşmesini ve siyasi birliğini 1871 gibi geç bir tarihte tamamlayan Almanya ise, hızla büyüyen endüstrisini besleyebilmek için yeni sömürgeler elde etmek, yani “güneşin altında kendine bir yer bulmak” istiyordu. Almanya’nın bu agresif genişleme arzusu ve dönemin en büyük deniz gücü olan İngiltere’ye karşı başlattığı Dreadnought (büyük zırhlı savaş gemisi) yarışıyla donanmasını büyütmesi, İngiliz imparatorluk stratejisi için ölümcül bir tehdit haline geldi.
İkinci büyük gerilim hattı ise milliyetçilik (ulusçuluk) akımları ve bölgesel çatışmalardı. 1789 Fransız İhtilali’nin dünyaya yaydığı milliyetçilik fikri, özellikle bünyesinde çok farklı milletleri barındıran çok uluslu imparatorlukları içten içe kemiriyordu. Balkanlar bu durumun en net örneğiydi ve dönemin siyasi literatüründe “Avrupa’nın barut fıçısı” olarak adlandırılıyordu. Rusya, bölgedeki Slav kökenli halkları kendi şemsiyesi altında birleştirerek Akdeniz’e inme amacı güden Pan-Slavizm politikasını izlerken; Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Balkanlar’daki Slav milliyetçiliğini kendi toprak bütünlüğü için bir varoluş krizi olarak görüyordu. Bu iki dev gücün Balkanlar üzerindeki nüfuz mücadelesi, yerel halkları ve küçük devletleri (Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan) birer piyon gibi karşı karşıya getirdi.
Üçüncü olarak, Fransa ile Almanya arasındaki ezeli düşmanlık yangını harlıyordu. 1871 Sedan Savaşı’nda Almanya’ya ağır bir şekilde yenilen ve zengin kömür-demir yataklarına sahip olan Alsace-Lorraine (Alsas-Loren) bölgesini Almanlara kaptıran Fransa, bu ulusal utancı unutmamıştı. Fransız dış politikasının ana hedefi, ne pahasına olursa olsun Alsas-Loren’i geri almak ve Almanya’dan intikam almaktı.
Tüm bu ekonomik, askeri ve milliyetçi gerilimler, Avrupa devletlerini kaçınılmaz olarak “gizli ittifaklar ve kamplaşmalar” sistemine sürükledi. Devletler, tek başlarına bir savaşı göze alamayacakları için birbirlerine askeri yardım garantileri veren bloklar oluşturdular. Bu sistem o kadar tehlikeli bir denge üzerine kurulmuştu ki, iki küçük devlet arasındaki yerel bir çatışma, domino etkisiyle tüm kıtayı ve müttefiklerini otomatik olarak savaşın içine çekecek bir mekanizmaya dönüşmüştü. Saraybosna’daki suikastın ardından yaşanan “Temmuz Krizi” tam olarak bu mekanizmayı çalıştırdı. Avusturya-Macaristan, suikasttan sorumlu tuttuğu Sırbistan’a yerine getirilmesi imkansız bir ültimatom verdi ve ardından savaş ilan etti. Sırbistan’ın koruyucusu olan Rusya genel seferberlik ilan edince, Almanya Rusya’ya ve onun müttefiki Fransa’ya savaş açtı. Almanya’nın Fransa’yı istila etmek için tarafsız Belçika topraklarına girmesi üzerine ise İngiltere de Almanya’ya savaş ilan ederek küresel yangını resmen başlattı. Savaş, 28 Temmuz 1914’te resmen başlamış oldu.
2. Satranç Tahtasındaki Kamplar: İtilaf ve İttifak Bloklarının Şekillenmesi
Savaş başladığında ve ilerleyen yıllarda dünya iki büyük askeri bloka bölündü. Bu bloklar, savaşın gidişatına göre yeni katılımlarla genişledi ve güç dengeleri sürekli olarak el değiştirdi.
İlk blok, İngiltere ve Fransa’nın başı çektiği Üçlü İtilaf (Müttefik Devletler / Entente Powers) cephesidir. Savaşın başında bu blokta Büyük Britanya İmparatorluğu, Fransa Cumhuriyeti ve Çarlık Rusyası yer alıyordu. Rusya, Doğu Cephesi’nde milyonlarca asker barındıran devasa insan gücüyle bloğun en büyük dayanağıydı ancak içsel ekonomik zayıflıkları büyüktü. İtilaf bloğunun en büyük avantajı, İngiltere’nin sahip olduğu ve “üzerinde güneş batmayan” sömürge imparatorluğunun (Hindistan, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, Afrika sömürgeleri) sunduğu sınırsız hammadde, lojistik ve insan kaynağıydı.
İkinci blok ise Almanya liderliğindeki Üçlü İttifak (Merkez Devletler / Central Powers) cephesidir. Bu bloğun çekirdeğini Alman İmparatorluğu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu oluşturuyordu. İttifak devletlerinin en büyük avantajı, Avrupa’nın merkezinde birbirine bitişik topraklara sahip olmaları (iç hatlar stratejisi) ve bu sayede demir yolları aracılığıyla asker ve mühimmatı cepheler arasında çok hızlı bir şekilde kaydırabilmeleriydi. Ayrıca Alman ordusu, dönemin en disiplinli, teknolojik olarak en gelişmiş ve taktiksel olarak en iyi eğitilmiş askeri gücüydü.
Savaşın en büyük diplomatik kırılma noktalarından biri İtalya’nın pozisyonuydu. İtalya, savaştan önce aslında Almanya ve Avusturya-Macaristan ile Üçlü İttifak bloğunun bir üyesiydi. Ancak savaş patlak verdiğinde tarafsızlığını ilan etti. İtalyan hükümeti, kendi toprak arzularını (Avusturya’nın elindeki Trentino ve Trieste bölgelerini) hangi tarafın daha iyi karşılayacağını görmek için gizli pazarlıklar yürüttü. İngiltere ve Fransa, 1915 yılında imzaladıkları gizli Londra Antlaşması ile İtalya’ya bu toprakların yanı sıra Osmanlı topraklarından da (Antalya ve çevresi) pay vadetti. Bunun üzerine İtalya saf değiştirerek İtilaf Devletleri’nin yanında savaşa dahil oldu.
İttifak bloğunu büyüten ve savaşın coğrafi kaderini değiştiren en kritik hamle ise Osmanlı İmparatorluğu’nun katılımı oldu. Trablusgarp ve Balkan Savaşları’ndan büyük toprak kayıpları ve ekonomik çöküşle çıkan Osmanlı, başlangıçta tarafsız kalmaya çalışsa da, genel askeri kanat (özellikle Enver Paşa) savaşı Almanya’nın kazanacağına kesin gözüyle bakıyordu. İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı’yı dışlayan ve topraklarını Rusya’ya vadeden politikaları, İstanbul’u Berlin’e yaklaştırdı. Almanlar ise Osmanlı’nın askeri gücünden ziyade jeopolitik konumuna ve Halifeliğin dini gücüne muhtaçtı. Osmanlı savaşa girerse, İngiltere’nin Hindistan sömürge yolları (Süveyş Kanalı) kesilebilir, Rusya Karadeniz’den ablukaya alınarak izole edilebilirdi.
Süreci başlatan olay, Akdeniz’de İngiliz donanmasından kaçan Goeben ve Breslau adlı iki Alman savaş gemisinin Osmanlı’ya sığınması oldu. Osmanlı bu gemileri satın aldığını ilan ederek isimlerini “Yavuz” ve “Midilli” olarak değiştirdi, mürettebata Osmanlı üniforması giydirdi. Bu gemiler, Enver Paşa’nın gizli talimatıyla Karadeniz’e açılarak 29 Ekim 1914’te Rusya’nın Sivastopol ve Odessa limanlarını bombaladı. Bu emrivaki sonucunda Rusya, İngiltere ve Fransa Osmanlı’ya savaş ilan etti; Osmanlı İmparatorluğu da Kasım 1914’te resmen İttifak Devletleri yanında savaşa girdi. Osmanlı’nın ardından, Balkanlar’da Sırbistan’dan intikam almak ve toprak kazanmak isteyen Bulgaristan da İttifak bloğuna katılarak Berlin-Viyana-İstanbul arasında doğrudan bir kara köprüsü kurulmasını sağladı.
Savaşın nihai sonucunu belirleyen son büyük blok hamlesi ise Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) katılımı oldu. Savaşın ilk yıllarında Başkan Woodrow Wilson liderliğinde tarafsız kalan ve Avrupa’daki bu kıyımı uzaktan izleyen ABD, arka planda İngiltere ve Fransa’ya devasa miktarlarda silah satıyor ve kredi veriyordu. Almanya, İtilaf Devletleri’nin bu lojistik üstünlüğünü kırmak için “Topyekun Denizaltı Savaşı” (Unrestricted Submarine Warfare) başlattı. Alman denizaltıları (U-Boot), Atlas Okyanusu’nda İtilaf Devletleri’ne giden tüm sivil ve ticari gemileri hedef almaya başladı. 1915’te içinde yüzlerce Amerikalı sivilin bulunduğu İngiliz yolcu gemisi Lusitania’nın Almanlar tarafından batırılması ABD kamuoyunda büyük bir öfke yarattı.
Bardağı taşıran son damla ise “Zimmermann Telgrafı” skandalı oldu. Alman Dışişleri Bakanı Arthur Zimmermann, Meksika’ya gizli bir telgraf göndererek, ABD’nin savaşa girmesi durumunda Meksika’nın Almanya yanında yer almasını ve karşılığında Texas, New Mexico ve Arizona topraklarını geri alacağını vadetti. Bu telgrafın İngiliz istihbaratı tarafından deşifre edilip ABD’ye sunulması üzerine, ABD Nisan 1917’de Almanya’ya savaş ilan ederek İtilaf Devletleri safında savaşa girdi. ABD’nin savaşa girişi, İtilaf bloğuna taze insan gücü, sınırsız ekonomik kredi ve muazzam bir endüstriyel üretim kapasitesi kazandırarak savaşın kaderini kesin olarak mühürledi.
3. Dünyanın Kana Bulandığı Yer: Kritik Cepheler ve Jeopolitik Sonuçları
- Dünya Savaşı, insanlık tarihinin o güne kadar gördüğü en geniş coğrafyaya yayılan savaşı oldu. Avrupa’nın düzlüklerinden Kafkasya’nın karlı dağlarına, Orta Doğu’nun çöllerinden okyanusların derinliklerine kadar çok sayıda cephe açıldı. Bu cephelerin her biri, kendine has askeri stratejileri ve kazanan/kaybeden dengelerini barındırıyordu.
Batı Cephesi: Siper Savaşları ve Kilitlenen İnsanlık
Savaşın ana omurgasını ve askeri stratejinin merkezini Batı Cephesi oluşturuyordu. Almanya, ünlü “Schlieffen Planı” uyarınca, Doğu’daki devasa ama yavaş Rus ordusu tamamen seferber olana kadar, Batı’da Fransa’yı tarafsız Belçika üzerinden geçerek yıldırım hızıyla 6 hafta içinde devre dışı bırakmayı planlıyordu. Fransa düştükten sonra tüm Alman gücü Doğu’ya, Rusya’ya yönelecekti. Ancak plan evdeki hesaba uymadı. Belçika halkının gösterdiği beklenmedik direniş ve İngiliz destek kuvvetlerinin (BEF) hızla cepheye yetişmesi Almanları yavaşlattı. Fransız ordusu, Eylül 1914’teki tarihi Marne Savaşı’nda Alman ilerleyişini Paris kapılarında durdurmayı başardı.
Marne Savaşı’ndan sonra her iki ordu da birbirinin kanadını kuşatabilmek için Kuzey Denizi’ne doğru hızla ilerledi (Denize Koşu aşaması). Sonunda cephe tamamen kilitlendi. İki taraf da düşman ateşinden korunabilmek için toprağı kazmaya başladı ve İsviçre sınırından Belçika kıyılarına kadar uzanan, yüzlerce kilometre uzunluğunda devasa bir siperler ağı oluştu. Batı Cephesi, sonraki 4 yıl boyunca tek bir kilometre bile oynamayan, askeri tarih literatüründe statik siper savaşı (trench warfare) olarak adlandırılan bir yıpratma savaşına (war of attrition) dönüştü.
Bu cephede yaşanan 1916 yılındaki Verdun Savaşı ve Somme Savaşı, insan kıyımının ulaştığı en fahiş seviyeleri gösterir. Alman Genelkurmay Başkanı Falkenhayn, Verdun kentini hedef alarak “Fransız ordusunu kanatıp tüketene kadar vurmak” istemişti. Aylarca süren bu topçu savaşında iki taraftan toplam 700 binden fazla asker hayatını kaybetti veya yaralandı ancak cephe hattı değişmedi. Somme Savaşı’nda ise İngilizler ilk kez “Tank” teknolojisini sahneye sürdüler ancak taktiksel hatalar nedeniyle bu cephede de bir günde 60 bin İngiliz askeri zayiat verdi. Batı Cephesi’ndeki bu kilitlenme, her iki tarafın da tüm ekonomik ve insani kaynaklarını tüketerek lojistik bir savaşa dönüşmesine yol açtı. Bu cephe nihayetinde, ABD’nin taze askeri gücüyle desteklenen İngiltere ve Fransa’ya yarar sağladı; Almanya’nın tüm endüstriyel ve insani gücünü emerek teslim olmasına giden yolu döşedi.
Doğu Cephesi: İmparatorluk Yıkıp Rejim Doğuran Dev Devrim Sahnesi
Almanya ve Avusturya-Macaristan ile Çarlık Rusyası arasında, Baltık Denizi’nden Karadeniz’e kadar uzanan devasa coğrafyada açılan Doğu Cephesi, Batı’nın aksine son derece hareketli ve geniş alan kaplayan bir cepheydi. Savaşın hemen başında Rus orduları Doğu Prusya’ya girerek Almanları şaşırttı. Ancak Alman askeri dehası Hindenburg ve Ludendorff komutasındaki Alman ordusu, Ağustos 1914’teki tarihi Tannenberg Savaşı‘nda Rus ordularını kuşatarak tam anlamıyla imha etti. Bu yenilgi Rusya için sonun başlangıcı oldu.
Doğu Cephesi’nde savaş ilerledikçe Rusya’nın geri kalmış sanayisi, kötü yönetimi ve ordudaki mühimmat noksanlığı feci sonuçlar doğurdu. Rus askerleri cepheye tüfeksiz, çıplak ayakla gönderiliyor, milyonlarca köylü cephede can verirken içeride kıtlık baş gösteriyordu. İtilaf Devletleri’nin Çanakkale üzerinden Rusya’ya yardım ulaştırma çabası da başarısız olunca, Rus iç pazarındaki ve sosyal yapısındaki fay hatları kırıldı. 1917 Şubat ayında patlak veren ihtilalle Çarlık rejimi devrildi. Geçici hükümet savaşa devam etmek istese de halkın öfkesi dinmedi ve Ekim 1917’de Vladimir Lenin liderliğindeki Bolşevikler yönetimi ele geçirdi.
Bolşevik yönetimin ilk icraatı, savaşı emperyalist bir paylaşım olarak nitelendirip Doğu Cephesi’ni kapatmak oldu. Mart 1918’de Almanya ile Rusya arasında Brest-Litovsk Antlaşması imzalandı. Rusya; Ukrayna, Polonya, Baltık ülkeleri ve Finlandiya üzerindeki tüm haklarından vazgeçerek devasa bir toprak parçasını Almanya’ya terk etti. Bu cephe, kısa vadede Almanya’ya muazzam bir tarım ve hammadde alanı kazandırarak büyük bir yarar sağladı; ancak bu yarar, Batı Cephesi’ndeki çöküşü engelleyecek kadar uzun sürmedi.
Çanakkale Cephesi: Bir Devrin Battığı ve Türk Milleti’nin Direniş Destanı
Osmanlı İmparatorluğu’nun açtığı cepheler içinde dünya savaşının seyrini en çok uzatan ve jeopolitik dengeleri en kökten sarsan cephe Çanakkale Cephesi olmuştur. İngiltere Bahriye Nazırı (Donanma Bakanı) Winston Churchill’in stratejik dehası (!) olarak sunulan plan, İngiliz ve Fransız ortak donanmasının Çanakkale Boğazı’nı sadece gemilerle geçerek İstanbul’u işgal etmesini, Osmanlı’yı savaş dışı bırakmasını ve Karadeniz yoluyla zor durumdaki müttefikleri Rusya’ya askeri/ekonomik yardım ulaştırmasını hedefliyordu.
Süreç, 19 Şubat 1915’te boğaz tahkimatlarının bombalanmasıyla başladı. Ancak 18 Mart 2015’teki büyük deniz harekatında, Nusret Mayın Gemisi’nin gizlice döktüğü mayınlar ve Türk topçusunun (Seyit Onbaşı ve arkadaşları) kahramanca direnişiyle İtilaf donanması en büyük zırhlılarını (Bouvet, Irresistible, Ocean) kaybederek geri çekilmek zorunda kaldı. Denizi geçemeyeceklerini anlayan İtilaf Devletleri, 25 Nisan 1915’te Gelibolu Yarımadası’na asker çıkararak kara harekatını başlattı (Seddülbahir ve Arıburnu çıkarmaları).
Aylarca süren, tarihin gördüğü en kanlı göğüs göğse çarpışmaların yaşandığı kara savaşlarında, Yarbay Mustafa Kemal’in “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” sözüyle tarihe geçen askeri dehası ve Türk askerinin sarsılmaz iradesi, Anafartalar, Conkbayırı ve Çunukbayırı’nda İtilaf kuvvetlerini (İngiliz, Fransız, Anzak askerleri) bozguna uğrattı. Ocak 1916’da İtilaf Devletleri Gelibolu’yu tamamen tahliye ederek büyük bir yenilgiyle çekildiler.
Çanakkale Cephesi’nin dünya tarihine etkileri muazzam oldu:
- Savaşın süresi en az iki yıl uzadı; bu durum Almanya ve müttefiklerine zaman kazandırdı.
- Rusya’ya hayati önem taşıyan yardım ulaştırılamadı, bu da Rusya’daki ekonomik çöküşü hızlandırarak Bolşevik İhtilali’nin patlak vermesine doğrudan zemin hazırladı.
- Osmanlı İmparatorluğu’na muazzam bir moral ve prestij kazandırdı; ancak partinin en eğitimli, entelektüel genç kuşağı bu cephede şehit düştü.
- Mustafa Kemal adını tüm dünyaya duyurarak ileride başlatacağı Türk Kurtuluş Savaşı’nın doğal lideri haline geldi.
Kafkasya Cephesi: Karlı Dağlardaki Trajedi ve Toprak Değişimleri
Osmanlı’nın savaşa girer girmez Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın bizzat komuta ettiği, ideolojik olarak Turan imparatorluğunu kurma ve Bakü petrol yataklarına ulaşma amacı güden taarruz cephesidir. Aralık 1914’te başlayan Sarıkamış Harekâtı, askeri lojistik hatalar, yetersiz kışlık kıyafet ve feci iklim koşulları nedeniyle tam bir trajediyle sonuçlandı. On binlerce Türk askeri çatışmaya bile giremeden donarak şehit oldu.
Bu trajedinin ardından Rus orduları karşı taarruza geçerek Erzurum, Erzincan, Trabzon, Van ve Bitlis’i işgal etti. Cephedeki bu kaos, bölgedeki Ermeni çetelerinin Rus ordusuyla iş birliği yaparak Türk köylerine yönelik katliamlar başlatmasına yol açtı. Osmanlı hükümeti, cephe gerisinin güvenliğini sağlamak amacıyla Mayıs 1915’te “Tehcir Kanunu” (Sevk ve İskân Kanunu) çıkararak Ermeni nüfusu Suriye ve Lübnan bölgelerine zorunlu göçe tabi tuttu; bu süreç yüzyıl boyunca sürecek uluslararası bir siyasi tartışmanın odağı haline geldi. 1916’da cepheye atanan Mustafa Kemal Paşa, Muş ve Bitlis’i Ruslardan geri almayı başardı. 1917’de Rusya’da Bolşevik İhtilali çıkınca Rus ordusu cepheden tamamen çekildi ve Brest-Litovsk Antlaşması ile Kars, Ardahan ve Batum (Elviye-i Selâse) Osmanlı’ya geri verildi.
Kanal ve Orta Doğu (Suriye-Filistin, Irak, Hicaz-Yemen) Cepheleri: Petrol ve Sömürge Savaşları
Osmanlı’nın İngiltere’nin Mısır’daki egemenliğini kırmak ve Süveyş Kanalı’nı ele geçirerek Hindistan sömürge yolunu kapatmak amacıyla açtığı Kanal Harekâtı (1915) lojistik yetersizlikler nedeniyle başarısız oldu. İngilizler karşı taarruza geçerek Sina Yarımadası’nı aştı ve Orta Doğu cephelerini açtı.
Irak Cephesi’nde İngilizler Basra Körfezi’nden girerek Bağdat petrol yataklarına ulaşmak istedi. Osmanlı ordusu, Nisan 1916’da Kut’ül Amâre’de General Townshend komutasındaki tüm İngiliz tümenini kuşatarak teslim aldı; bu, Çanakkale’den sonra Osmanlı’nın kazandığı en büyük ikinci zaferdi. Ancak İngilizler taze kuvvetlerle yüklenerek Bağdat ve Musul’a kadar ilerlemeyi başardılar.
Hicaz-Yemen cephesinde ise İngiliz casusu T.E. Lawrence (Arabistanlı Lawrence) ve İngiliz altınlarının desteğiyle Mekke Şerifi Hüseyin liderliğindeki bazı Arap aşiretleri, Osmanlı’ya karşı ayaklandı (Arap İsyanı). “Ümmetçilik” (İslamcılık) ideolojisinin bu isyanla çöktüğü tescillenmiş oldu. Fahreddin Paşa komutasındaki Türk askeri, Medine’yi aylarca çekirge yiyerek kahramanca savundu (Medine Müdafaası). Suriye-Filistin cephesinde ise General Allenby komutasındaki İngiliz ordusu Kudüs’ü ele geçirdi. Mustafa Kemal Paşa, Halep’in kuzeyinde kurduğu güçlü savunma hattı ile İngiliz ilerleyişini durdurdu; bu hat, ileride çizilecek olan Misak-ı Millî sınırlarının güney sınırını oluşturdu. Orta Doğu cepheleri net bir şekilde İngiltere ve Fransa’ya büyük petrol yatakları ve sömürge alanları kazandırarak yarar sağladı. Savaş, 11 Kasım 1918’de imzalanan ateşkesle Avrupa’da resmen sona erdi.
4. Eski Dünyanın Sonu: Savaşın Ekonomik ve Sosyo-Kültürel Yıkımı
- Dünya Savaşı, sadece cephede askerlerin çarpıştığı klasik bir savaş olmaktan çok uzaktı. Siyaset bilimi ve sosyolojide Topyekun Savaş (Total War) olarak adlandırılan, bir ülkenin fabrikalarından tarlalarına, kadınlarından çocuklarına kadar tüm ulusal kaynaklarının, ekonomisinin ve sosyal yapısının tamamen savaş üretimine odaklandığı ilk küresel deneyimdi. Dolayısıyla yarattığı yıkım da cephelerin çok ötesine geçerek sivil hayatı altüst etti.
Ekonomik Çöküş ve Küresel Finans Merkezinin El Değiştirmesi
Savaş, Avrupa ekonomisini tam anlamıyla iflasın eşiğine getirdi. Dört yıl boyunca tarım tarlaları siperlere dönüştü, fabrikalar tüketim malları yerine sadece mermi, top ve gaz bombası üretti. Bu durum, kıta genelinde devasa bir kıtlığa, karaborsaya ve temel gıda maddelerinin karneye bağlanmasına (iaşe krizi) yol açtı. Devletler, savaş harcamalarını finanse edebilmek için durmaksızın para bastılar; bu da savaş sonrasında Avrupa’yı vuracak olan feci hiperenflasyon (paranın değerinin tamamen sıfırlanması) dalgasının temellerini attı.
Ekonomik açıdan savaşın en büyük jeopolitik sonucu, küresel finansın merkezinin Londra’dan New York’a taşınması oldu. Savaş öncesinde dünyanın en büyük borç veren ülkesi olan İngiltere, savaşı finanse edebilmek için ABD bankalarından milyarlarca dolar kredi almak zorunda kaldı. Fransa ve Rusya da benzer şekilde ABD’ye borçlandı. Savaş bittiğinde Avrupa borç batağı içindeyken, ABD dünyanın en büyük alacaklı devleti haline geldi. Amerikan doları, İngiliz sterlinini tahtından indirerek küresel rezerv para birimi olma yolunda en büyük adımı attı. Avrupa’nın ekonomik hegemonyası kalıcı olarak sona erdi.
Sosyo-Kültürel Travma ve “Kayıp Kuşak” Fenomeni
Savaşın insani maliyeti feciydi: Yaklaşık 10 milyon asker ve 10 milyondan fazla sivil hayatını kaybetti. Bir o kadar asker de sakat kalarak ülkelerine döndü. Cepheden dönen askerlerin yaşadığı ve o dönem tıp dünyasının ilk kez tanımladığı Mermi Şoku (Shell Shock – bugün Travma Sonrası Stres Bozukluğu olarak bildiğimiz psikolojik yıkım), milyonlarca erkeğin sosyal hayata ve ailelerine uyum sağlamasını engelledi.
Bu büyük yıkım, edebiyat ve sanatta Kayıp Kuşak (The Lost Generation) akımını doğurdu. Ernest Hemingway, Erich Maria Remarque (Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok eseriyle tanınan yazar) ve T.S. Eliot gibi yazarlar, eserlerinde savaşın anlamsızlığını, vatanseverlik sloganlarının arkasındaki vahşeti ve gençliğin inandığı tüm ahlaki/toplumsal değerlerin siperlerde nasıl yok olduğunu işlediler. Batı medeniyetinin “ilerleme, rasyonalizm ve aydınlanma” iddiaları büyük bir inanç krizine girdi. Sanatta Dadaizm ve Sürrealizm (Gerçeküstücülük) gibi akımlar, mantığı reddeden, savaş yaratan rasyonel dünyaya tepki olarak doğan nihilist (hiççi) dışavurumlar olarak sahneye çıktı.
Kadın Haklarında Devrimsel Dönüşüm
Sosyal yapıda yaşanan en büyük pozitif dönüşüm ise kadınların toplumsal statüsünde gerçekleşti. Milyonlarca erkeğin cepheye gitmesiyle birlikte, ülkelerin sanayi ve ekonomik çarklarının durmaması için kadınlar kitlesel olarak iş gücüne dahil oldular. Kadınlar ilk kez mühimmat fabrikalarında ağır işçilik yaptılar, otobüs şoförü, makinist, devlet memuru ve postacı olarak sokaklara çıktılar.
Kadınların ekonomik hayatın merkezine oturması, savaş sonrasında “kadın evine dönsün” mantığını imkansız kıldı. Kadınlar ekonomik bağımsızlıklarını kazandıkça yasal ve siyasi haklarını daha yüksek sesle talep etmeye başladılar. Savaşın hemen ardından İngiltere, ABD, Almanya ve Türkiye gibi pek çok ülkede kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi, kadınların savaş döneminde gösterdiği bu hayati toplumsal faydanın doğrudan bir sonucudur. Moda dünyası bile değişti; fabrikalarda rahat çalışabilmek için uzun eteklerin yerini pantolonlar ve kısa saç modelleri aldı.
Görünmez Katil: İspanyol Gribi Felaketi
Savaşın son aylarında, siperlerdeki kötü hijyen koşulları, yetersiz beslenme ve askerlerin sürekli kıtalar arası yer değiştirmesi (hareketlilik), tarihin gördüğü en ölümcül biyolojik felaketlerden birini tetikledi: İspanyol Gribi (1918-1920). Cephedeki sansür nedeniyle ilk kez tarafsız İspanya medyasında yazıldığı için bu adı alan H1N1 virüsü, dünya genelinde 500 milyondan fazla insana bulaştı ve 50 milyondan fazla insanın ölümüne yol açtı. Salgın, dört yıllık dünya savaşından daha fazla insanı sadece birkaç ay içinde öldürerek küresel demografik yapıyı ve iş gücünü tarumar etti.
5. İmparatorlukların Enkazı: Yıkılan Hanedanlar ve Yeni Kurulan Ülkeler
- Dünya Savaşı, monarşik imparatorluklar çağının kesin olarak sonunu getirdi. Yüzyıllardır Avrupa ve Asya’ya hükmeden, meşruiyetini tanrısal haklardan veya köklü askeri geleneklerden alan dört büyük devasa imparatorluk ve onların hanedanları savaşın enkazı altında kalarak tarihin tozlu sayfalarına gömüldü:
- Romanov Hanedanı (Rusya): 300 yıllık Çarlık Rusyası, 1917 Bolşevik İhtilali ile yıkıldı. Çar II. Nikolay ve ailesi kurşuna dizildi. Yerine dünyanın ilk sosyalist devleti olan Sovyetler Birliği (SSCB) kuruldu.
- Hohenzollern Hanedanı (Almanya): Savaşın kaybedileceğinin anlaşılması üzerine Kayser (İmparator) II. Wilhelm tahttan feragat ederek Hollanda’ya kaçtı. Alman İmparatorluğu yıkıldı ve yerine Weimar Cumhuriyeti kuruldu.
- Habsburg Hanedanı (Avusturya-Macaristan): Avrupa’nın en eski hanedanlarından olan Habsburglar tahtı kaybetti. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu parçalanarak tamamen ortadan kalktı.
- Osmanlı Hanedanı (Türkiye): 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu, savaşın ardından işgale uğradı. Mustafa Kemal liderliğindeki Türk ulusunun verdiği Kurtuluş Savaşı sonucunda saltanat ve hilafet kaldırılarak yerine laik ve modern Türkiye Cumhuriyeti inşa edildi.
Bu devasa imparatorlukların parçalanmasıyla ortaya çıkan jeopolitik boşlukta, milliyetçilik ilkesi (Woodrow Wilson’ın Self-Determinasyon – her milletin kendi kaderini tayin etme hakkı – ilkesi) uyarınca çok sayıda yeni ulus devlet kuruldu. Avrupa ve Orta Doğu haritası sıfırdan çizildi.
Savaş sonrasında kurulan veya yeniden bağımsızlığını kazanan başlıca ülkeler şunlardır:
- Polonya: 18. yüzyılın sonunda Rusya, Prusya ve Avusturya arasında paylaşılarak haritadan silinen Polonya, 123 yıl sonra Versailles Antlaşması ile yeniden bağımsız bir cumhuriyet olarak kuruldu.
- Çekoslovakya: Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun enkazı üzerinde Çek ve Slovak halklarının birleşmesiyle kurulan yeni nesil bir orta Avrupa devleti oldu.
- Yugoslavya (Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı): Balkanlar’daki Slav halklarını tek bir çatı altında toplama hayalinin (Pan-Slavizm’in somut çıktısı) ürünü olarak kuruldu. Çekirdeğini Sırbistan oluşturuyordu.
- Finlandiya, Estonya, Letonya, Litvanya: Rusya’nın Brest-Litovsk Antlaşması ile çekilmesinin ve ardından yaşanan Rus İç Savaşı’nın yarattığı otorite boşluğunda Baltık Denizi kıyısında bağımsızlıklarını ilan eden yeni devletler oldular.
- Avusturya ve Macaristan: Devasa imparatorluk iki küçük, zayıf ve denizle bağlantısı olmayan ayrı devlete bölündü.
- Türkiye Cumhuriyeti: Osmanlı’nın küllerinden doğan, Lozan Antlaşması ile uluslararası meşruiyetini tescilleyen modern ulus devlet.
6. Barışa Son Veren Barışlar: Ağır Antlaşmalar ve Yarattığı Felaketler
Savaşın ardından galip devletler (İngiltere, Fransa, ABD, İtalya), yenilen devletlerle imzalanacak barış şartlarını belirlemek üzere Ocak 1919’da Paris Barış Konferansı‘nı topladılar. Konferansa İngiltere Başbakanı Lloyd George, Fransa Başbakanı Georges Clemenceau ve ABD Başkanı Woodrow Wilson yön veriyordu. Wilson, adil ve kalıcı bir barış (Wilson İlkeleri) isterken; Fransa Başbakanı Clemenceau, Almanya’yı bir daha asla ayağa kalkamayacak şekilde ezmek ve cezalandırmak istiyordu. Sonunda Fransız intikamcılığı galip geldi ve tarihe “barışa son veren barış antlaşmaları” olarak geçecek olan, adaletten uzak ağır metinler dikte edildi.
Yenilen devletlerle imzalanan temel antlaşmalar şunlardır:
Versailles (Versay) Antlaşması – Almanya (28 Haziran 1919)
Savaşın en önemli, en ağır ve 2. Dünya Savaşı’na doğrudan giden yolu açan antlaşmasıdır. Alman delegelerine hiçbir müzakere hakkı tanınmadan, “ya imzalarsınız ya da işgale devam ederiz” tehdidiyle dikte edilmiştir.
- Madde 231 (Savaş Suçu Maddesi): Almanya, savaşın çıkmasındaki tüm sorumluluğu ve suçluluğu tek başına kabul etmek zorunda bırakıldı. Bu madde Alman ulusal onurunda derin bir yara açtı.
- Mali Yükümlülükler (Tamirat Tazminatı): Almanya’ya, ekonomisinin kaldıramayacağı büyüklükte, 132 milyar altın mark tutarında devasa bir savaş tazminatı (Reparations) yüklendi.
- Toprak Kayıpları: Alsas-Loren Fransa’ya geri verildi. Polonya’ya deniz bağlantısı sağlamak için “Polonya Koridoru” oluşturuldu ve Doğu Prusya, Almanya’nın ana topraklarından koparıldı. Almanya tüm sömürgelerini kaybetti; bu sömürgeler İngiltere ve Fransa arasında “Manda” yönetimi olarak paylaşıldı.
- Askeri Kısıtlamalar: Alman ordusu 100 bin kişiyle sınırlandırıldı. Zorunlu askerlik kaldırıldı. Genelkurmay lağvedildi. Almanya’nın tank, ağır top, savaş uçağı ve denizaltı üretmesi/bulundurması tamamen yasaklandı. Ren bölgesi askerden arındırıldı.
Zarar/Yarar Analizi: Kısa vadede Fransa’ya güvenlik ve intikam tatmini, İngiltere’ye sömürge artışı sağladı (Yarar). Ancak uzun vadede Weimar Cumhuriyeti’ni ekonomik olarak felç etti, Alman halkında devasa bir rövanşizm (intikamcılık) duygusu yarattı ve Adolf Hitler gibi radikal bir diktatörün popülist söylemlerle iktidara gelmesinin en büyük yasal/psikolojik basamağı oldu (Dehşet verici zarar).
Saint-Germain (Sen Jermen) Antlaşması – Avusturya (10 Eylül 1919)
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yasal olarak dağıtıldı. Avusturya; Çekoslovakya, Polonya ve Yugoslavya’nın bağımsızlığını tanıdı. Topraklarının büyük kısmını kaybetti ve nüfusu sadece Almanca konuşan küçük bir alp devletine dönüştü. Almanya ile birleşmesi (Anschluss) yasal olarak kesin bir dille yasaklandı. Ordu kapasitesi 30 bin kişiyle sınırlandırıldı.
Trianon (Trianon) Antlaşması – Macaristan (4 Haziran 1920)
Macaristan için tam bir ulusal felaket antlaşmasıdır. Tarihsel Macaristan topraklarının yaklaşık üçte ikisi (%70’i) ve Macar nüfusunun üçte biri komşu ülkelere (Romanya, Çekoslovakya, Yugoslavya) verildi. Macaristan denizle bağlantısı olmayan, ekonomisi çökmüş küçük bir devlet haline getirildi. Bu antlaşmanın yarattığı travma, Macaristan’ı 2. Dünya Savaşı’nda Hitler’in yanına iten en büyük neden oldu.
Neuilly (Nöyyi) Antlaşması – Bulgaristan (27 Kasım 1919)
Bulgaristan, Batı Trakya topraklarını Yunanistan’a kaptırarak Ege Denizi’ne olan doğrudan çıkışını (bağlantısını) kaybetti. Yugoslavya ve Romanya’ya toprak verdi. Ağır tazminatlar yüklendi ve ordusu 20 bin kişiye düşürüldü.
Sèvres (Sevr) Antlaşması – Osmanlı İmparatorluğu (10 Ağustos 1920)
Osmanlı İmparatorluğu’nu tamamen parçalayan, Türk milletini Anadolu’nun küçük bir bölgesine hapseden ve egemenliğini tamamen elinden alan bir ölüm fermanıydı. Boğazlar uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakılıyor, Doğu Anadolu’da Ermenistan ve Kürdistan kurulması öngörülüyor, İzmir ve çevresi Yunanistan’a, Güney Anadolu Fransa ve İngiltere’ye veriliyordu. Osmanlı ordusu sembolik bir jandarma gücüne (%50 bin kişi) düşürülüyordu.
Sonuç ve Fark: Diğer yenilen devletler ağır antlaşmaları imzalamak ve uygulamak zorunda kalırken, Türk milleti Mustafa Kemal liderliğinde bu antlaşmayı tanımadı ve Türk Kurtuluş Savaşı‘nı başlattı. Askeri başarıların ardından Sevr Antlaşması yırtılıp çöpe atıldı ve yerine 1923 yılında tamamen eşit şartlarda müzakere edilmiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını tescilleyen Lozan Barış Antlaşması imzalandı. Bu yönüyle 1. Dünya Savaşı sonrasında revize edilen, yani askeri dirençle tamamen değiştirilen tek antlaşma Sevr olmuştur.
7. Kaosun Doğurduğu Canavar: Savaş Sonrası Almanya ve Weimar Cumhuriyeti’nin Trajedisi
- Dünya Savaşı’nın ardından Almanya’da kurulan yeni düzen, modern tarihin en büyük siyasi, ekonomik ve toplumsal kriz laboratuvarlarından biridir. Kayser’in kaçmasının ardından 1919 yılında Weimar kentinde toplanan kurucu meclis, Almanya’nın ilk gerçek demokratik deneyimi olan Weimar Cumhuriyeti’ni ilan etti. Ancak bu demokrasi, çok sakat bir zeminde, feci krizlerin ortasında doğdu.
“Arkadan Bıçaklanma” Efsanesi (Dolchstoßlegende)
Weimar demokrasisinin karşı karşıya kaldığı en büyük ilk psikolojik engel, Alman ordusu ve milliyetçileri tarafından uydurulan Arkadan Bıçaklanma Efsanesi oldu. Savaş bittiğinde müttefik orduları henüz Alman topraklarına fiziksel olarak girmemişti; cephe hattı hala Fransa ve Belçika sınırlarındaydı. Bu durumu kullanan aşırı sağcı askeri liderler (Ludendorff ve Hindenburg), Alman ordusunun cephede yenilmediğini; içerideki sosyalistler, komünistler ve Yahudiler tarafından başlatılan devrimler ve grevlerle “arkadan bıçaklandığını” iddia ettiler. Versay Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalan Weimar Cumhuriyeti politikacıları, halkın gözünde “Kasım Hainleri” olarak damgalandı. Bu durum, yeni kurulan demokratik rejimin meşruiyetini halk nezdinde daha ilk günden dinamitledi.
1923 Hiperenflasyon Kabusu: El Arabalarıyla Taşınan Paralar
Versay Antlaşması’nın yüklediği devasa savaş tazminatlarını ödeyemeyen Alman ekonomisi hızla çöktü. 1922 sonlarında Almanya tazminat taksitini geciktirince, Fransa ve Belçika orduları Almanya’nın sanayi kalbi olan Ruhr Bölgesi‘ni fiilen işgal etti ve kömür ile üretim mallarına el koydu. Weimar hükümeti, işgale karşı işçilere “pasif direniş” ve grev çağrısı yaptı; işçilerin maaşlarını ödeyebilmek için ise matbaalarda durmaksızın, karşılıksız para bastı.
Bu hamle, finans tarihinin en feci Hiperenflasyon krizine yol açtı. Alman Markı (Papiermark) dakikalar içinde değer kaybediyordu. Bir ekmek alabilmek için el arabaları dolusu para taşınması gerekiyor, insanlar parayı yakacak olarak kullanmanın odun satın almaktan daha ucuz olduğunu görüyordu. 1914’te 1 dolar yaklaşık 4 mark iken, 1923 sonunda 1 dolar tam 4.2 trilyon mark seviyesine ulaştı. Orta sınıfın tüm birikimleri, hayat boyu yaptıkları tasarruflar bir gecede sıfırlandı. Bu ekonomik travma, Alman toplumunda derin bir güvensizlik, öfke ve radikal çözümlere yönelme eğilimi yarattı.
Sokak Savaşları ve Freikorps: Radikalizmin Kurumsallaşması
Weimar Almanyası, siyasi istikrarın olmadığı, sokakların silahlı milis güçleri tarafından kontrol edildiği bir iç savaş manzarasına sahipti. 1919’da komünistler yönetimi devirmek için “Spartakist Ayaklanması” başlattı. Hükümet, bu sol ayaklanmayı bastırabilmek için, savaştan dönen ve silahsızlanmayı reddeden aşırı milliyetçi eski askerlerden oluşan Freikorps (Özgür Kıtalar) adlı paramiliter gruplarla ittifak yaptı. Freikorps, sol ayaklanmaları vahşice bastırdı ve Rosa Luxemburg gibi liderleri katletti.
Sokakların bu şiddet sarmalı, demokrasinin kurumlarını tamamen işlevsiz bıraktı. İşte bu siyasi kaos, ekonomik çöküş ve ulusal aşağılanma ortamında, eski bir onbaşı olan Adolf Hitler, Freikorps benzeri sokak gücü olan SA (Kahverengi Gömlekliler) teşkilatını kurarak Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ni (NSDAP – Nazi Partisi) büyüttü. Hitler, 1923’teki hiperenflasyon krizinin zirvesinde yönetimi devirmek için “Münih Birahane Darbesi”ni denedi. Darbe başarısız oldu ve Hitler hapse girdi; ancak hapiste yazacağı Kavgam (Mein Kampf) kitabı ile ideolojisini kitleselleştirdi. 1924-1929 arasında Amerikan kredileriyle (Dawes Planı) sağlanan geçici ekonomik rahatlama Weimar’ı biraz sakinleştirse de, 1929 yılında ABD’de patlak veren Büyük Buhran (Dünya Ekonomik Krizi) kredilerin kesilmesine ve Almanya’da işsizliğin 6 milyonu aşmasına yol açtı. Weimar demokrasisi bu son darbeyi kaldıramadı; çaresiz kalan Alman seçmeni sandıkta radikal sağa yöneldi ve Adolf Hitler, Versay’ı yırtıp atma, arkadan bıçaklayanlardan hesap sorma ve büyük Almanya’yı yeniden kurma vaatleriyle Ocak 1933’te demokratik yollarla şansölye (başbakan) olarak iktidara geldi. 1. Dünya Savaşı’nın adaletsiz bitişi, yirmi yıl sonra dünyayı çok daha büyük bir felakete sürükleyecek olan Nazi canavarını bu şekilde doğurmuş oldu.
1. 1. Dünya Savaşı kesin olarak hangi tarihler arasında yaşanmıştır?
- Dünya Savaşı, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Sırbistan’a savaş ilan ettiği 28 Temmuz 1914 tarihinde resmen başlamış ve Almanya ile İtilaf Devletleri arasında ateşkesin imzalandığı 11 Kasım 1918 tarihinde (saat 11:00’de) resmen sona ermiştir.
2. Savaşın çıkmasındaki asıl derin jepolitik nedenler nelerdir?
Savaşın arkasındaki derin nedenler; Sanayi Devrimi sonrası İngiltere ile Almanya arasında büyüyen küresel sömürgecilik ve hammadde yarışı, donanma rekabeti, Fransa’nın Alsas-Loren bölgesini Almanya’dan geri alma arzusu, Balkanlar’da Rusya’nın Pan-Slavizm politikası ile Avusturya-Macaristan’ın varoluş mücadelesi ve devletler arasındaki gizli askeri ittifaklar sistemidir.
3. Savaşın başında bloklar nasıl kurulmuştu ve süreç içinde nasıl saf değiştirmeler yaşandı?
Savaşın başında İngiltere, Fransa ve Rusya “Üçlü İtilaf”; Almanya ve Avusturya-Macaristan ise “Üçlü İttifak” bloğunu oluşturuyordu. İtalya, savaştan önce İttifak bloğunda olmasına rağmen tarafsız kalmış, 1915’te kendisine toprak vadeden gizli Londra Antlaşması ile İtilaf safına geçmiştir. Osmanlı ve Bulgaristan İttifak; ABD, Japonya, Yunanistan ve Romanya ise İtilaf bloğuna sonradan katılmıştır.
4. Batı Cephesi’ndeki siper savaşlarının (statik savaş) özelliği neydi ve neden kilitlendi?
Gelişen makineli tüfek, ağır topçu mekanizmaları ve savunma teknolojileri, geleneksel piyade ve süvari taarruzlarını imkansız kıldı. Fransız ordusunun Alman ilerleyişini Marne’da durdurmasının ardından iki ordu da toprağı kazarak siperlere çekildi. Savunmanın taarruza karşı mutlak üstünlük sağladığı bu cephe, 4 yıl boyunca neredeyse hiç oynamadan milyonlarca askerin eridiği bir yıpratma savaşına dönüştü.
5. Çanakkale Cephesi’nin dünya savaşı jeopolitiğine en büyük etkileri nelerdir?
Çanakkale zaferi, dünya savaşının süresini en az iki yıl uzatmıştır. İtilaf Devletleri’nin deniz yoluyla yardım ulaştıramadığı müttefikleri Çarlık Rusyası, ekonomik ve askeri olarak çökerek 1917 Bolşevik İhtilali’ne sürüklenmiş ve savaş dışı kalmıştır. Ayrıca bu cephe Mustafa Kemal’in askeri dehasını dünyaya tanıtarak Türk Kurtuluş Savaşı’nın liderlik yolunu açmıştır.
6. Savaşın küresel ekonomik dengeler üzerindeki en büyük kalıcı sonucu ne oldu?
Savaş, Avrupa devletlerini borç batağına sürükleyip ekonomik hegemonyalarını bitirirken; Avrupa’ya silah ve kredi satan ABD’yi dünyanın en büyük alacaklı devleti konumuna yükseltti. Küresel finansın merkezi Londra’dan New York’a (Wall Street) taşındı ve Amerikan Doları sterlini tahtından indirerek küresel liderlik sürecini başlattı.
7. “Kayıp Kuşak” (The Lost Generation) ne anlama gelmektedir?
Savaşın siperlerde yarattığı feci anlamsızlığa, kitlesel ölümlere ve gaz vahşetine tanıklık eden, döndüklerinde ise topluma uyum sağlayamayan genç nesli ve bu neslin yaşadığı derin inanç, değer ve psikolojik yıkım krizini edebiyatta (Hemingway, Remarque vb.) işleyen entelektüel akımı ifade eder.
8. 1. Dünya Savaşı sonrasında hangi büyük imparatorluklar ve hanedanlar yıkılmıştır?
Savaşın enkazı altında Avrupa ve Asya’ya yüzyıllardır hükmeden dört büyük imparatorluk yıkılmıştır: Alman İmparatorluğu (Hohenzollern Hanedanı), Çarlık Rusyası (Romanov Hanedanı), Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (Habsburg Hanedanı) ve Osmanlı İmparatorluğu (Osmanlı Hanedanı).
9. Versailles (Versay) Antlaşması neden 2. Dünya Savaşı’nın çıkışına doğrudan zemin hazırladı?
Versay Antlaşması, Almanya’yı savaşın tek suçlusu ilan ederek (Madde 231) ulusal gururlarını ezmiş, kaldıramayacakları devasa tazminatlar yüklemiş, topraklarını bölmüş ve ordusunu terhis etmiştir. Bu adaletsiz ve intikamcı metin, Alman halkında derin bir rövanşizm (öç alma) duygusu doğurmuş ve Hitler’in bu öfkeyi kullanarak iktidara gelmesini kolaylaştırmıştır.
10. 1923 yılında Almanya’da yaşanan hiperenflasyon krizinin sebebi ve toplumsal sonucu neydi?
Almanya’nın Versay tazminatlarını ödeyememesi üzerine Fransa Ruhr bölgesini işgal etti. Weimar hükümeti işçilerin maaşlarını ödemek için karşılıksız ve aşırı miktarda para basınca Alman markı tamamen değerini kaybetti (1 dolar 4.2 trilyon mark oldu). Orta sınıfın tüm birikimleri yok oldu; bu ekonomik yıkım halkı demokrasiden soğutarak Nazizm gibi radikal sağ akımlara açık hale getirdi.
